Salı, Haziran 21, 2011

uyudum mu?

LOST II by Eric Vondy

LOST II, a photo by Eric Vondy on Flickr.
sıkıntılıyım be aga... uyumak istersin ama uykunda göreceklerin seni tedirgin eder.. düşünmek daha kontrollüdür, aklından silip atarsın ama rüyanı kontrol edemezsin.. korkarsın... uyumadığım için kimseyi unutmuyordum, olayları aklımda tutuyordum, yeniliyordum sürekli... uyursam nasıl olurdu? belki kaçtığım gerçekler peşime düşmezdi... uyku sırf bu yüzden vücudumun bana bir oyunuydu... sadece birkaç saat uykuyla yetinmeye çalışan bedenimin beynimden intikamı bu... ama uyursam kontrol onda olur... çok yorgunum... sanırım uyuyacağım...
uyumamamın nedeni uykuyu anlamamamdı. kendimden geçmeyi tanımlayamıyordum. sonra tekrar kendime gelmeyi. bu arada kontrolsuz düşüncelere sahip olmayı anlamlandıramıyordum. alt beyin mi dersin yoksa iç dünya mı ne üç noktaysa artık ben ona yenilmekten korkuyorum...
uyuyan insanların üzerine abanan acizlik de iğrendirmiştir beni... onlar gibi görünmek, onlar kadar zayıf ve yalın olmak çok korkutucu... uyurken hiçbir kimsenin birbirinden farkı yok ki... ister katil olsun isterse imam hepsi uyuyor işte.. rüyalarında ki kişi oluyorlar.. maskelerini atıyorlar ve sadece olmak istedikleri alt dünyalarındaki gerçekler çıkıyor ortaya... bu dünya yok işte o yüzden sadece beynimizdeki gerçekler var. ben korkuyorum...
içimden bir ses uyunmak isterse ne yapacağım o zaman başlamadan birçok şey bitecek... uyumak istemiyorum... uyanmaktan korkuyorum...
ayıkken umutsuz olan birinin uykusunda rahatlamayı beklemesi ne kadar gülünç olabilir ki!
bedenime hakim olamadım, uykusuzluk insan olduğumu, zavallı olduğumu hatırlatıyordu bana...
Ve uyudum...

seçim...

[sub]Urban Angst by Being Frank...
[sub]Urban Angst, a photo by Being Frank... on Flickr.

Ben hayata değil, ama ölüme inandım... "Hayat yok ama ölüm var!" dedim kendime. Ve boşalmanın, seks ne kadar uzun sürerse o kadar zevkli olduğunu düşünerek, hayat ne kadar sürerse ölümün de o kadar muhteşem olacağına inandım. Ve elimden geldiğince hayatla sevişmemi uzatmaya çalışıyorum... Tek kurtuluşum bu...
(Kinyas ve Kayra - Hakan Günday)

Pazartesi, Haziran 20, 2011

maske

Bak, hepimiz maskeler takarız.Herkes, her gün o maskeyi değiştirir.Ve bazen o maskeleri o kadar uzun süre takarız ki gerçekte kim olduğumuzu unuturuz.
Ve bazen de, eğer şanslıysak birisi gelir ve bize aslında kim olmak istediğimizi gösterir.
Kim olmamız gerektiğini!

Pazar, Haziran 05, 2011

Büyük Anadolu Yürüyüşü

05.06.2011 dünya çevre günü. 1972'de İsveç'in başkentinde toplanan BM Çevre Konferansında her yıl 05.06 Dünya Çevre Günü olarak kutlanacak diye karar almışlar. Ve 2011'ide Dünya Orman Yılı ilan etmişler. Dünyanın ormansızlaşmasına dikkat çekiyorlar.

Türkiye'de Çevre Günü etkinliklerinin seçim kampanyaları arasında kaybolduğu gerçeği de var tabi... Ayrıca Çevre ve Orman Bakanlığının bir girişimde bulunacağıda şüpheli.

Halbuki BM, 2011 Dünya Çevre Günü'nün, teması olan ormansızlaşma, bugüne kadar düzenlenmiş en önemli çevre duyarlılığı olacağını ilan etmişti. Belki Türkiye'de de, "2B arazileri üzerinde TOKİ ormanı dikme" etkinlikleri düzenlenmiştir. Yada "1,10,100 değil 1000 HES" kampanyasının yapacağı ağaç katliamları kutlanacaktır.

Ama Anadolu'nun dört bir yanından hiçbir şiddet eylemine karışmadan Ankara'ya doğru başlayan Anadolu Yürüyüşü'nün Gölbaşı'ndan öteye gidememesi Bakanlık tarafından tasarlanan bir etkinlik olsa gerek.

Doğa yıkımına, doğayla iç içe yaşayan halkın yaşam alanlarını yok etmeye, doğanın parsel parsel satılmasına karşı yaşamı savunmak için, geçtikleri tüm kentlerde, kasabalarda halka yanlış enerji ve kalkınma politikalarını anlattılar.


Binlerce km yürüdüler. Bunu Ankara'da anlatmaları "kamu düzeni" açısından tehlikeli ki, yürüyüşçüleri Gölbaşı girişinde polislerle karşıladılar. Eee yetkililerimiz nede olsa Türk, misafirperverlik kanlarında var... Bu sıcak havalarda onları betonların içinde değilde çok sevdikleri yeşilliklerin ve doğanın içinde ağırlamayı uygun gördüler. Öyle ki destek vermek için gelen Ankaralılarda   yanlarına yaklaştırılmadı. o denli benimsediler ve korudular yürüyüşçülerimizi. Madem doğa diyorsunuz dediler, seyyar tuvalet modern olur size dediler, izin vermediler!

Bu tavır bile iktidarın çevre konusundaki duyarsızlığını, fütursuzluğunu ve "doğrusunu ben bilirim" kibrini simgeliyor.

Perşembe, Haziran 02, 2011

zaman


genç de olsan yaşlı da, hızlı zamanda yavaş zamanda yaşasan; o tayı hatırladığında düz bir çizgide gidebilirsin. çünkü sayı sayarken her saniye arasında 'benim sevimli tayım' dersen, zaman, zamandan başka bir şey olmaz. bunu dersen tayı ahıra soktun demektir. ama hep sayamazsın, Tanrı' nın planı bu değildir. zamana sahip olmadığını hatırlamalısın; aksine zaman sana sahiptir. yani başında günün her saniyesi aynı hızla gider. sonra sen onun umurunda bile değilsindir. ama sevimli tayın atın olursa, onu yakalamışsındır...

serçe...

sesini duymak, hiç bitmeyecek bir melodinin ilk notasını duymak gibi… ve hatırlamak gibi… yıllar geçse de üzerinden o ilk günkü serçeyi sürekli içimde, kalbimde hissediyorum. ve o serçe bizimle günden güne büyüyor ve her geçen saat yeni yeni tüyler sahip olup, güzelliğine güzellik katıyor…