Cuma, Eylül 10, 2010

Masal

Bütün masallar "bir varmış bir yokmuş" diye başlar. Sen de güşündün mü bu başlangıcın aslında ne kadar doğru ve bir o kadar da acıklı olduğunu? bir an için buradayız işte, tüm gerçeklerimizle. Sesimiz gürül gürül cınlatıyor, duvarları. Ama sonra? Nasılda yok oluveriyor çığlıklarımızın tınısı, duyulmaz oluyor! Tıpkı çok sevdiğimiz bir film gibi, ya da yaşamaya doyamadığımız en güzel günümüz gibi, sona eriyor herşey... Masal bitiyor, kitap kapanıyor. Belki biraz hüzün bırakıyor ardında giderken, ki her gidiş hüzünlendirir insanı. Ya da küçük bir umut beliriveriyor, bizden sonrakilere duyulan inancın yarattığı...
Ama belki yok olmaz, "yokmuş" demezsek biz.

Perşembe, Eylül 09, 2010

Nefes

Ağzını açıyorsun, öyle geniş açıyorsun ki, çenelerin catırdıyor. Ciğerlerine hava çekmelerin emrediyorsun, ŞİMDİ, diyorsun; havaya ŞİMDİ ihtiyacim var. Ama soluk borun, ciğerlerin seni duymazdan geliyor. Kapanıyor, sıkışıyor, sımsıkı kilitleniyorlar; ansızın havayı bir kamıştan çekmeye başlıyorsun. Ağzın kapanıyor, dudakların sıkılıyor, yüzün seğeriyor,; becerebildiğin tek şey, boğazlanan biri gibi çıyaklamak. Ellerin titriyor, çırpınıyor. Bir yerlerde bir baraj kapağı açılıyor ve buz gibi bir ter boşalıyor, bedenin sırılsıklam oluyor. Çığlık atmak istiyorsun. Becerebilsen, atacaksın. Ama haykırmak için soluk almak gerek...

Perşembe, Eylül 02, 2010

Kadeh

Mükemmel bir eylül sabahı koğuşun sıralarından birinde oturuyorum. Etrafta renklerle, kokularla ve ışıklarla kımıldadan sonbaharı seyre dalmışım. Sınırların dışında sevgililer birbirlerine sokularak dolaşıyor, ağaçların arkasında kayboluveriyorlar. Kalbim, bayıltıcı ve esrarlı bir içkiyle dolu billur bir kadeh gibi...