Çarşamba, Ekim 05, 2011



köyüne dönmekte olan bir öğretmen, Haydarpaşa’dan trenine binmiştir gecenin ilk saatlerinde. aslında otobüs ile yaptığı yolculuklar daha kısa sürmektedir ama o tren ve onun hayatına kattığı özgürlüğü sevmektedir. birde öğrencilik yaşamı boyunca sürekli otobüslerle haşır neşir olduğundan ki bunun sebebi şehirler arası otobüslerde hosteslik yapmasıydı, otobüslerden artık sıkılmıştı… trendeki kompartımanına yaklaşırken diğerlerinde ki hayatları süzmeyide çok severdi. belki birileri ile dertleşip onların sorunlarına dermen olabilmeyi umardı hep. kendisine ait olan kompartımana geldiğinde içeride kolu kırık bir genç gördü. gözlerindeki ışıltıdan çıkarabildiği kadarıyla oda yakınlarının yanına gidiyordu. 15 yaşında vardı yoktu, cin gibi bakışları ve kolundaki kırıktan anlaşılan yaramaz biriydi… kolundaki kırık aslında onun hayatını özetliyordu… yanına oturdu bizimki. başladılar havadan sudan konuşmaya. konu erkeklere gelmişti. kızın gözündeki ışıltı birden bir yanar dağın tepesindeki lavlara dönüştü… tabi bizimki meraktan direk sordu “ne oldu? yada kim yaptı?” kız utanarak ama tok bir sesle “kocam!” dedi… dayanamıyorum artık ailemin yanına gidiyorum. beni öldürmeden önce şayet dinlerlerse, bana hak verme ihtimallerini gözden geçirebilirler. bu sırada ucu bucağı belirli olmayan kırlara bakarken alçılı kolunu cama doğru yasladı ve alçının üzerinde tek bir kelime… “Kayboldum! Kaçamam!”