Cuma, Eylül 16, 2011

doğuyor...


Hani şimdi güneş doğuyor ya, insanlar kalkıp hayatı adımlamaya koyulacaklar ya, ben tek başıma, soğuk yatağıma giricem.

Onlar hayattan paylarını alırken, ben hiç yaşamamış gibi tek başıma, soğuk bir yatakta (evet!) bir başıma, uyuyacağım. tabi uyuyabilirsem... ruhumun can cekişmesiyle boğuşurken sızıp kalacağım. sonra uyanacağım, içimdeki ölü ruhla; Saçma sapan bir güne (sensiz) başlayacağım, hiçbir şey yapmadan, hiç gibi. kendi hiçliğimde, kendi hiçliğimle tanışacağım. hergün yeni bir yanımı fark ediyorum, aşık olmaktan korkuyorum...

Hani şimdi dışarıda güneş doğuyor ya -o da tek başına koca gök yüzünde- şimdi koca penceremden perdeyi yalayıp bedenimi saran soğuk rüzgar geliyor ya, kim bilir kaç bedenin üstünden geçiyordu, o soğuk rüzgar? kim bilir kaç terlemiş bedene hayatın serinliğini hissettirdi... kaç kadının sesini sonsuza taşıdı...  

Demin dedim ya, koca güneş bile yapa yalnız gökte; aslında ben onu bile kıskanıyorum. Bak! Yapayalnız ama sıcacık, yaklaşsam yakar kavurur; belki de yalnızlığı bundandır ha? yada yakınında biri olsa, ona hissettiği duygularla içindeki kurtcuklar hareketlense. sonra büyük bir patlamaya sebebiyet verseler ve saman yolu denilen bu yaşam ortamı yok olsa... belkide bunu düşündüğü için tek takılıyordum bu hayatta...

Ama bir de şöyle bak, kocaman güneş, kaç insanı ısıtır? Onların soğuk bedenlerini, esasında onların soğuk kalplerini nasıl ısıtır diye sormalı? Beni ısıtsana güneş, nasıl kimsenin işlemediği kadar içime işliyorsun? Beni ısıt kimsenin ısıtamadığı kadar hem de, kimsenin yaklaşamayacağı kadar yaklaş bana. hatta o kadar yaklaştın ki starbucks siparişinde bardağa senin adını yazdırıyorum ;) 

Belki yanar, kavrulurum. 
Belki yanıp kavrulmaya alışırım.
İşlerim kolaylaşır o gideceğim yerde.