Pazartesi, Mart 07, 2011

Siyah Kuğu


Evet. Siyah Kuğu...
Gecen bir ay içinde Ankara benim için kültürkent'iydi. Sevdiğim büyük bir kent. O kentte her alanın sanatcıları vardı, onların yapıtları vardı, çeşit çeşit yazar,tiyatro insanı, müzisyen,sinema oyuncusu, sinema yapıtı ve Aşk vardı...
İşte o dünyayı onunla birlikte gezdik.
Onunla izledim Siyah Kuğu'yu...
Anlamlandırmak ile kurguyu anlamak arasında gidip gidip geldim...
Beklentilerim fazlaydı; Natalie Portman'a en iyi kadın oyuncu oscar'ını kazandıran filmi görmeniz gerekiyo.
Çaykovski'nin müziğiyle oynanan Kuğu Gölü balesini.
Beyaz Kuğu'nun o saf, kırılgan, sevgi dolu dansını.
Siyah Kuğu'nun haris, kırıcı, saldırgan, baştan öıkarıcı dansını.
Aynı kadında nasıl da her ikisinin yaşadığını.
Her kadında nasıl da her ikisinin yaşadığını.
Aşkın hem yaşatan hem ölümcül gücünü.
İnsanın akıl erdirilemez yanlarını.
Hem bilinci, Hem bilinçdışını.
Freud'un ne demek istediğini, o zaman anlayabilirsiniz.
O zaman anlarsınız Don Kişot'u.
O zaman anlarsınız bir şövalyenin yeldeğirmenlerine neden saldırdığını.
O zaman anlarsınız Chuck Palahniuk un Dövüş Kulübü'nü.
O zaman anlarsınız tek düze yaşamın kronik uykusuzluğunu...
O zaman anlarsınız büyük bankaların merkezlerinin havaya uçurulmasını...
O zaman cevrenizdekiler farklı bakarsınız...


Sonra o bir ay bitti.
Ankara sokaklarında yürüdüm tek başıma.
Mağzaların ışıkları yanıyordu.
Yürüyen, bekleyen, duran, bakan insanlar.
Ne düşünüyorlardı?
Nereye gidiyorlardı?
Ne bekliyorlardı?
Ne biliyorlardı?
Bilmiyorum...
Onu da bilmiyorum.
Bir cuma akşamıydı.
Onu biliyorum...